Şişli
Acıbadem 7/24

Cinsel Sağlık Testleri

Cinsel yolla bulaşan hastalakların (CYBH) çoğu cinsel ilişki ile bulaşmaktadır. Bundan başka yakın vücut teması, öpüşme, oral ve anal ilişki de bulaşma yollarını oluşturabilir. Kontamine kan, kan ürünleri ve organ aktarımları, hasta kanı ile kirlenmiş kesici-delici aletlerle yaralanma ve doğrudan temas da bu hastalıklardan bazıları için diğer bulaşma yolları arasında sayılabilir. CYBH’lerin diğer bir önemi anneden bebeğe geçmesi ve kronik hastalıklara yol açabilmesidir.  HIV/AIDS ve diğer CYBH’ler en çok, cinsel aktivitenin en yoğun olduğu 15-35 yaş grubunda saptanırlar. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların çoğunun başlangıçta herhangi bir belirti vermemesi tanıda gecikmelere neden olmaktadır. Ayrıca belirtisiz enfeksiyonlar kolaylıkla diğerlerine bulaşabilir ve özellikle kadınlarda ciddi komplikasyonlara neden olur. Örneğin kadınlarda bazı CYBE tedavi edilmezlerse pelvik enfeksiyona ve infertiliteye yol açabilirler. Hastalıkların erken dönemde öğrenilmesi, tedavi olma şansını artırmakta ve kişinin bu hastalıkları başkalarına bulaştırma riskini azaltmaktadır. Bu nedenle şüpheli bir cinsel ilişki sonrasında herhangi bir belirti (semptom) olmasa da mutlaka bu testler yaptırılmalıdır. Bu enfeksiyonlar ancak laboratuar testleri kullanılarak tanınabilir. Bundan dolayı enfeksiyon belirti ve bulgusu olmasa da hızlı ve doğru tanı koymak, hem hastayı hem de cinsel eşini tedavi etmek çok önemlidir.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLARIN KOMPLİKASYONLARI

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar her iki cinsiyette de fertiliteyi olumsuz etkilemektedir. Kadınlarda CYBE etkenlerinin alt genital organlardan üst genitallere yayılması sonucu pelvik enfeksiyon, kronik pelvik ağrı ve infertilite gelişebilir. Pelvik enfeksiyona neden olan enfeksiyon etkenlerinin başlıcaları C. trachomatis ve N.gonorrhoeae dır. Pelvik enfeksiyonun sonuçlarından bir diğeri de infertilitedir. Tedavi edilmemiş pelvik enfeksiyonu olan kadınların yarısından çoğunun (%55-85) infertil olduğu gösterilmiştir. CYBE ektopik gebelik (dış gebelik) riskini de artırmaktadır. CYBE gebelik ve doğum sürecinde annenin yanı sıra fetusu da etkilemektedir. Araştırmalarda sifilizli gebelerin üçte ikisinden fazlasında amniotik sıvıya etkenin geçişiyle fetusun enfekte olduğu ve enfekte gebeliklerin %40’ının düşük, ölü doğum ya da perinatal ölümle sonuçlandığı gösterilmiştir. Gonore ve klamidya servisiti olan gebeler doğum sırasında fetuslarını enfekte ederler ve yenidoğanda neonatal konjuktivit ve klamidya pnömonisi oluşur.

CYBE erkeklerde de enfeksiyon ya da infertilite ile sonuçlanabilir. Gonore ve klamidya enfeksiyonları üretradan epididime yayılarak, üretrit ve epididimite neden olur. Uygun tedavi verilmezse üretral darlık ve infertilite ile karşılaşmak kaçınılmazdır.

Cinsel yolla bulaşan başka bir hastalığı olan kişilerde AIDS gelişme olasılığı daha yüksek olduğu bilinmektedir. Yaptıkları doku hasarı nedeniyle diğer CYBE’lar HIV enfeksiyonunun bir kişiden diğerine geçişini kolaylaştırmaktadır.Bu nedenle  cinsel yolla bulaşan hastalıklar tespit edildiğinde HIV mutlaka akla gelmeli ve araştırılmalıdır. CYBE geçişini azaltmak için yapılan çalışmalar aynı zamanda HIV geçişini de azaltmada etkilidir.

CYBH için kadınlar ve erkeklerde şüphelenilmesi gereken bazı belirtiler mevcuttur. Eğer sizde bu belirtilerden birkaçı var ise CYBH için test yaptırmanız gerekmektedir. Bunlar:

  • Kadında vajinal bir akıntı veya anormal bir kanama oldu ise,
  • Kadında cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında ağrı kanama, rahatsızlık hissi oluyor ise,
  • Kadında genital bölgede yaralar ya da deride farklı siğil benzeri oluşumlar var ise,
  • Erkekde idrar yolundan gelen bir akıntı var ise,
  • Erkekde genital bölgede deri ülseri, siğil benzeri yapılar, kasıktaki bezelerin ülseri ya da şişmesi gibi sorunlar var ise,
  • Partnerlerden birinin başkaları ile cinsel birlikteliği oldu ise,

Ayrıca aşağıdaki durumlarda da herhangi bir belirti olsun ya da olmasın mutlaka bu testleri yaptırmanız önerilir:

  • Geçmişteki cinsel davranışı ile ilgili bilgi alamadığınız bir kişi ile kondom kullanmadan seks yaptıysanız,
  • Birden çok cinsel partneriniz varsa ve bu çok eşlilik tercihiniz devam edecekse,

CYBH’ı tanımlamada kullanılacak testler çeşitlidir. Bu testleri çalışmak için alınacak hasta numuneleri ise yapılacak testlere göre değişiklik gösterir. Bu numuneler kan, idrar veya sürüntü örneği olabilir.

En sık görülen CYBH’lar ve etkenleri şunlardır:

TRİCHOMONAS VAGİNALİS ENFEKSİYONU

Trikomonas enfeksiyonunun etkeni tek hücreli bir parazit olan Trichomonas vaginalis’tir. Kadınların en az 1/3’ü herhangi bir dönemde bu enfeksiyon ile karşılaşır. İnkübasyonu 5-30 gün arasında değişir. Trikomonas enfeksiyonu, özellikle erkeklerde çoğu kez belirtisiz seyretmekle birlikte, kadınlarda vajinit, erkeklerde de daha nadir olmak üzere üretrit etkenidir. Kadınlarda sarı-yeşil renkte, bol miktarda ve köpüklü akıntıya neden olur. Ayrıca vajina ve vulvada kaşıntı da olabilir. Yeniden bulaşma veya enfeksiyonu önlemek için cinsel eşlerin de eşzamanlı olarak tedavi edilmesi gereklidir. Tedavide en yaygın olarak kullanılan antibiyotik metronidazoldür.

GONORE (BEL SOĞUKLUĞU)

Gonore, etken ile enfekte olan bir kişiyle korunmasız cinsel ilişkiye girilmesi sonucu bulaşmaktadır. 1-8 günlük kuluçka döneminden sonra enfeksiyon ortaya çıkar. Enfekte olan erkeklerin bazılarında enfeksiyon belirtisiz seyretmekle birlikte, genellikle etkenle karşılaştıktan 3-6 gün sonra üretrit belirtileri ortaya çıkar. Bunlar, idrar yaparken yanma, normalden daha sık idrara gitme ve penisten pürülan akıntı şeklinde sıralanabilir. Enfekte kadınların çoğunda enfeksiyon tamamen belirtisizdir. Semptomatik olanlarda en önemli belirti, serviksten gelen yeşilimsi sarı renkte bir akıntı ve servisit görünümüdür. Bu enfeksiyonun en tehlikeli yönü, enfeksiyonun uterusa ve fallop tüplerine yayılmasıdır. Pelvik enfeksiyona neden olan bu durum, şiddetli ateş, karın ağrısı, infertilite ve hatta ölüme sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca yeni doğan bebekler, enfekte annenin doğum kanalından geçerlerken  enfekte olabilirler ve bu bebeklerde inklüzyon konjunktiviti gelişebilir. Bu durum eğer tedavi edilmezse, enfeksiyon ve körlüğe sebep olabilir.

Günümüzde gonore tedavisinde ilk seçenek ilaç seftriaksondur. Bunun dışında, ofloksasin, siprofloksasin ve levofloksasin ile de tedavi yapılabilir. Tedavi sırasında cinsel ilişkiden kaçınmak veya cinsel ilişki süresince doğru bir şekilde kondom kullanmak bu hastalıktan sakınmanın en emin yoludur. Gonore tanısı konulduktan sonra mutlaka cinsel eşler birlikte tedavi edilmelidir.

KLAMİDYA ENFEKSİYONU

Klamidya enfeksiyonu, Chlamydia trachomatis’in etken olduğu, bir enfeksiyondur. Son yıllarda tüm dünyada en sık rastlanan CYBE haline gelmiştir. Hastalığın inkübasyon süresi 7-21 gün arasında değişmektedir. Erkekte ortaya çıkan enfeksiyonların çoğu semptomatik, % 25 kadar bölümü asemptomatik olarak seyreder. Belirti olarak dizüri (idrar yaparken yanma) ve üretral akıntı görülür. Kadınlardaki enfeksiyonların çoğu asemptomatiktir. Bu nedenle kadınlar enfeksiyonu eşlerine ve bebeklerine bulaştırabilirler. Kadınlardaki servisitin en sık etkenidir. Serviksten gelen kirli beyaz renkte ve bazen kokulu da olabilen bir akıntı vardır. Kadınlar için tehlikeli bir enfeksiyondur; çünkü, aylar boyunca sessiz bir şekilde ilerleme gösterir ve kısırlık, kronik ağrı, ve hatta ölüme yol açabilen pelvik enfeksiyona kadar ilerleyebilir. Tanı amacıyla kültür ya da antijen arama testlerinden yararlanılır. Klamidya enfeksiyonlarında ilk seçenek ilaç, tüm dünyada tek doz kullanılan azitromisindir. Tedavi sırasında cinsel ilişkiden kaçınmak veya cinsel ilişki süresince doğru bir şekilde kondom kullanmak bakterinin kişiden kişiye bulaşmasını engelleyecektir.

SFİLİZ (FRENGİ)

Sfiliz, bilinen en eski cinsel yolla bulaşan enfeksiyondur. Etkeni Treponema pallidum adlı bir bakteridir. Mikroorganizma sağlam mukozadan veya deride bulunan küçük bir çatlaktan vücuda girer. Dış ortama dayanıksız olduğundan hasta ile aynı eşyaları kullanmak ve aynı tuvaleti paylaşmak ile enfeksiyon bulaşmaz.

Sfiliz üç evreden oluşur:

A.Erken Dönem:

  1. Primer Sfiliz: Bakterinin alınmasından yaklaşık 21 gün sonra genital bölgede ağrısız deri ülseri oluşur. Bu ülser genellikle 10-14 günde kendiliğinden iyileşir. Bu dönemde hasta oldukça bulaştırıcıdır.
  2. Sekonder Sfiliz: Ülserden 2-10 hafta sonra bakterinin kan yoluyla yayılmasına bağlı olarak baş ve boğaz ağrısı, ateş, kas ağrısı ve iştahsızlık gibi grip benzeri semptomlar ve lenfadenopatiler ortaya çıkar. Avuç içi ve ayak tabanı da dahil olmak üzere tüm vücutta yaygın deri döküntüleri (rozeol) ortaya çıkar. Bu dönemde böbrek, karaciğer, santral sinir sistemi, kemik ve kıkırdaklar da tutulabilir.
  3. Latent Dönem: Bu dönemde hiçbir belirti ve bulgu yoktur; sadece serolojik testler olumludur. Bu durum yıllarca sürebilir.
  4. Geç Sfiliz: Son dönemde birçok organ ve doku tutulabilir. Kardiyovasküler sistem ve santral sinir sisteminde ciddi hastalık tabloları ortaya çıkar. Bunlar arasında en önemlilerinden biri aort anevrizması ve rüptürüdür. Bu dönemde deri ve kemik başta olmak üzere, birçok organda “gom” adı verilen şişkinlikler de ortaya çıkar. Bu dönemde hasta bulaştırıcı değildir.

Birçok cinsel yolla bulaşan enfeksiyonda olduğu gibi, sifilizde de enfeksiyonun anneden bebeğe bulaşması söz konusudur. Bu duruma konjenital sfiliz adı verilir.

Sfilizin tanısı, serolojik temele dayanan nontreponemal (RPR, VDRL) ve treponemal (FTA-ABS, TPHA) testlerle koyulmaktadır. Nontreponemal testler deri ülserinin ortaya çıkışından 7-10 gün sonra pozitifleşir. Hastalığın ileri dönemlerinde yararlı değilidir. Ayrıca bu testler tedavi başarısının izlenmesinde kullanılır. Treponemal testler ile hastalığın ikinci haftasında pozitiflik saptanabilir. Yaşam boyu düşük titrede de olsa pozitif olarak kalır. Bu testler nontreponemal testler ile yapılan taramaların pozitif olması durumunda tanının doğrulanmasında kullanılır.

Tedavide penisilin kullanmak ilk seçenektir. Tedavi süresince cinsel ilişkiden kaçınmak veya cinsel ilişki süresince kondom kullanmak bu hastalıktan sakınmanın en emin yoludur.

MİKOPLAZMA VE ÜROPLAZMA ENFEKSİYONU

Mikoplazma ve Üroplazmalar yetişkinlerde nongonokoksik üretrit etkenlerinden biridir. Bu mikroorganizmalar ayrıca endometrit, pelvik yangısal hastalık ve pyelonefrit gibi hastalıklara da neden olurlar. Ancak bu mikroorganizmalar genital bölgede yüksek oranda normal flora elemanı olarak bulunmaları nedeniyle fırsatçı patojen olarak bilinirler. Bununla birlikte Özellikle M. hominis ve U. urealyticum enfeksiyonları halen ciddi bir problemdir. Bu bakteriler seksüel olarak aktif bireylerin birbirlerine bulaştırarak kolonize olmalarına ve sonrasında da enfeksiyona neden olmaktadırlar. Tanıda kültür çok tercih edilen bir yöntem değildir. Günümüzde sıklıkla indirek floresan ve PCR yöntemleri kullanılmaktadır. Mikoplazmaların tedavisinde tetrasiklin, Üroplazmalar da eritromisin kullanılır.

GENİTAL HERPES (HERPES SİMPLEKS VİRÜS)

Genital herpesin etkeni genellikle Herpes Simpleks Virüs Tip-2’dir. Erkekte peniste, kadında vajen ve dış cinsel organlarda görülen bir enfeksiyondur. Bazen tamamen belirtisiz seyredebilir. Bu durum hastalığın cinsel partnerlere bulaşmasını kolaylaştırır. Belirtili olgularda hastalık, temastan 2-20 gün sonra ortaya çıkar.

Hastalıkta ilk belirti genellikle herpesin çıkacağı bölgede karıncalanma, kaşınma veya yanma hissidir. Daha sonra o bölge kızarır ve üzerinde çok sayıda vezikül ortaya çıkar. Veziküller daha sonra ülserlere dönüşürler. Ülserler çok ağrılıdırlar. Ayrıca hastalarda, ateş, halsizlik, kas ağrısı ve inguinal lenfadenopati gibi belirtiler de görülebilir. Ülserler 5-10 gün içinde kabuklanarak iyileşir. Genital ülserlere, karında dolgunluk hissi, kasık ağrısı, idrar yaparken yanma (özellikle kadınlarda), cinsel organdan akıntı eşlik edebilir.

Herpes virüsü primer enfeksiyondan sonra sinir gangliyonlarında latent kalıp, zaman zaman yeniden ortaya çıkarak, aynı vücut bölgesinde tekrar ortaya çıkabilir. Hastalığın ne sıklıkta tekrarlayacağı, kişiye göre değişkenlik gösterir.

Tanıda antijen arama ve nükleik asit testleri kullanılır. Kesin tedavisi yoktur. Ancak antiviral ilaçlar ile belirtilerin daha çabuk iyileşmesi ve bulaştırıcılığın daha kısa sürmesi sağlanabilir.

GENİTAL SİĞİL (İNSAN PAPİLLOM VİRÜSÜ)

İnsanda enfeksiyon etkeni olan HPV cinsel yolla bulaşan yaygın bir enfeksiyon etkenidir. Deri ve mukozalarda çeşitli lezyonlara ve uterus serviks kanserine neden olmaktadır.

Virüs kontamine yüzeyler, havlu gibi eşyalarla indirekt olarak bulaşabileceği gibi deri ve mukozalardaki çatlaklardan direkt olarak da bulaşabilir. Cinsel ilişki sırasında eşlere veya enfekte doğum kanalından doğan bebeklere bulaşabilir. Birden fazla partnerle cinsel ilişki ya da partnerin çok partnerle ilişki öyküsü bulunması HPV enfeksiyonu için risk faktörüdür. HPV enfeksiyonları cinsel olarak aktif 18-30 yaş arası kadınlarda sıktır. Servikal kanser sıklığı ise 35 yaşından sonra artış gösterir.

Bazı HPV tiplerinde kuluçka süresi 1-2 ay iken, bazı HPV tiplerinde yılları bulabilir. Bulaşma olduktan sonra bulgular bazen birkaç ay, bazen de birkaç yıl sonra ortaya çıkabilir. Hatta bazen virüs yıllarca hiçbir bulgu vermeden vücutta kalabilir.

HPV enfeksiyonlarının klinik belirtileri çeşitlilik gösterir. Enfeksiyonlar bazen semptomsuz ve benign seyrederken bazen de tekrarlayıcı ve tedaviye direnç gösteren şekilde ortaya çıkabilir. Bunlardan bazıları kansere dönüşebilir. Değişken klinik tablo virüsün tipine, lezyonun bulunduğu yere, bireyin immünitesine bağlı olarak değişir.

Genital siğiller, yumuşak, düz, yükseltili ya da bazen karnabahar şeklinde et renginde siğiller olarak görünebilirler. Siğiller enfekte bireyle cinsel ilişkinin haftalar ya da aylar sonrasında ortaya çıkabilirler. Genital bölgede görülen HPV enfeksiyonları kişinin immun yanıtı ve HPV tipine bağlı olarak değişiklik gösterir:

1.Düşük riskli HPV tipleri ile enfeksiyonların bir kısmı inaktif olarak seyreder. Burada enfeksiyonu düşündüren bulgular nadiren ortaya çıkar.

2.Sıklıkla yine düşük riskli HPV tipleri kadın ve erkeklerde ortaya çıkan anüs çevresi ve dış genital bölgede siğil şeklinde gözlenir. Bu lezyonlar 3-4 ayda kendiliğinden gerileme gösterebilir veya bazen sayı ve büyüklüklerinde artış gözlenebilir.

  1. Genital bölgede aktif HPV enfeksiyonlarına sıklıkla yüksek riskli tipler neden olur. Dış genital bölge ve anüs çevresindeki alanlarda lezyonlar görülür. Etkeni HPV tip 16 ve 18 dir. Bu lezyonlar ilerde kanser oluşumuna neden olmaktadır. Kadınlarda yapılan düzenli ve rutin Pap smear’lar servikal kanseri engelleyebilir ya da erken tedavisini sağlayabilir.

Tanı için HPV tiplerinin belirlendiği nükleik asit testleri (PCR) kullanılmaktadır. Hastalığın etkin bir tedavi yöntemi yoktur. Dondurma veya yakma denilen işlemler ile siğiller ortadan kaldırılsa bile hastalık tekrarlayabilir. Genital siğilin klinik görünümle kolaylıkla tanınması, bu hastalığa sahip kişilerin CYBE açısından ve kondom kullanımı açısından bilgilendirmelerini gerektirmektedir.

AIDS (HIV)

HIV bağışıklık sisteminin hücrelerine saldıran ve bağışıklık hücrelerini yok eden bir virüstür. İki tip HIV vardır. HIV-1, dünyadaki enfeksiyonların ve AIDS vakalarının büyük çoğunluğundan sorumludur. HIV-2 Batı Afrika’da daha sık görülür. Virüs, enfekte olan kişinin bağışıklık sistemini, uzun yıllar içinde yavaş yavaş yıkarak, hastalıklarla savaşamayacak kadar zayıf düşürür. HIV’e bağlı belirti veya hastalıklar, bulaşmayı izleyen uzun yıllar boyunca ortaya çıkmayabilir. Çoğu insan, HIV ile enfekte olduktan sonra, uzun yıllar boyunca sağlıklı bir hayat sürebilir. Ancak kişi kendisini iyi hissetse dahi, hastalığı başkalarına bulaştırabilir.

Cinsel ilişki, parenteral bulaşma ve anneden bebeğe bulaşma enfeksiyonun başlıca bulaşma yollarıdır. Cinsel ilişki ile bulaşma % 75’lik oranla tüm dünyada hastalığın en önde gelen bulaşma yoludur. Virüs alıcının vücuduna rektal veya ağız mukozasındaki çatlaklardan veya mukozal yüzeydeki hücrelerden direkt temas sonucunda girer. Günümüzde alınan önlemlerle kan ve kan ürünleriyle bulaşma çok azalmıştır. HIV enfeksiyonu ev içinde, okulda veya işyerinde sosyal ilişkilerle bulaşmaz.

HIV taşıyanlarda yıllar boyunca belirti ya da klinik bulgular ortaya çıkmayabilir ve bu kişiler, virüs ile enfekte olduklarını dahi bilmeden virüsü çevrelerine bulaştırabilirler. Enfeksiyonun erken tanımlanması ve gerekli tedbirlerin alınması kişi ve toplum sağlığı açısından son derece önemlidir.

HIV enfeksiyonu 3 aşamalı bir seyir izler:

Akut HIV enfeksiyonu: Virus, vücuda girdikten 2-4 hafta sonra, ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, lenf düğümlerinde büyüme, döküntü, bulantı, kusma, ishal, kas ve eklem ağrısı gibi grip benzeri yakınmalar görülebilir. Bu dönemde bol miktarda virüs üretilir. Hastanın en bulaştırıcı olduğu dönem, akut enfeksiyon dönemidir. Birkaç hafta sürebilen bu dönemde standart antikor tarama testleriyle tanı koymak mümkün olmayabilir. Bu erken dönemde antikorlar henüz oluşmadığından tanı ancak HIV-RNA veya p24 antijen pozitifliğine bakılarak koyulabilir.

Sessiz (belirtisiz) dönem: Akut enfeksiyon dönemi geçtikten sonra, virüs vücutta hiçbir yakınmaya neden olmadan ortalama 8-10 yıl kadar taşınabilir. Bu dönemde de kanda virüs bulunur ve hastalar bulaştırıcıdır. Lenf düğümlerinde büyümeler bu evrede görülebilir. Belirtisiz dönem birkaç yıl kadar kısa veya 10 yıldan çok daha uzun sürebilir.

İleri dönem (AIDS): HIV enfeksiyonunun en ileri evresine AIDS denilmektedir. Uzun yıllar süren HIV enfeksiyonu sonucunda bağışıklık sistemi harap olur. Bu döneme kadar hiçbir tedavi görmemiş hastalar, bu dönemde enfeksiyonlara ve kanserlere karşı tüm dirençlerini yitirirler. Fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserlerin görüldüğü AIDS tablosu ortaya çıkar.

HIV enfeksiyonundan yaklaşık 7-10 gün sonra ilk olarak HIV RNA ortaya çıkar ve bu kişide PCR testi yapılarak belirlenebilir. Ancak HIV/AIDS tanısı sıklıkla hastalığa neden olan virüse karşı vücutta gelişen antikorları veya antikorlarla birlikte virüsün parçası olan antijenleri araştıran kan testleriyle konulur. Bağışıklık sistemi virüsün vücuda girdikten 3-8 hafta sonra virüse karşı antikor geliştirmeye başlar. Hastaların %97’sinde virüsün alınmasından sonraki ilk 3 ay içinde antikorlar oluşur. Çok nadiren virüse karşı antikorların gelişmesi 6 ayı bulabilir. Bu antikorları tespit eden 3. nesil ELISA testleri kullanılabilir. Ancak p24 antijenini ve antikoru birlikte araştıran testler sadece antikoru araştıran testlere göre daha önce pozitifleşmeye başlar. Bu testlerle enfeksiyondan sonra 3. haftadan itibaren pozitif test sonucu elde edilebilir. Bu nedenle hem HIV spesifik antikorlarını hem de p24 antijenini eşzamanlı saptayan 4. nesil test (Combo Test) daha sıklıkla kullanılmaktadır.

HEPATİT B ENFEKSİYONU

Hepatit B kadın ve erkekte sistemik enfeksiyona yol açan, kronikleşme eğilimi olan ve sık karşılaşılan CYBE’den biridir. HBV enfeksiyonu özellikle kan ve kan ürünleriyle, cinsel ilişkiyle ve yakın temasla bulaşabilir. Akut hepatit B’nin 4-12 hafta süren bir inkübasyon dönemi vardır. HBV ile enfekte kişilerin ancak %25’inde halsizlik, ateş, iştah kaybı, karın ağrısı, bulantı, kusma, sarılık, idrar renginde koyulaşma, artralji, döküntü gibi belirtiler görülse de hastaların çoğunun hiç bir belirtisi yoktur. Karında sağ üst kadranda hassasiyet, hepatomegali, splenomegali ve skleralarda ve/veya deride ikter tespit edilebilir. Bu dönemde transaminazlarda (ALT) önemli derecede yükseklik saptanır.

Hepatit B aşısı olan bir hepatittir. Bu yüzden korunmada en önemli araçlardan biri aktif bağışıklamadır. Ülkemizde Hepatit B aşısı, yeni doğan bebeklere, rutin aşı programının içinde uygulanmaktadır. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon açısından riskli davranış gösteren kişilere HbsAg, anti-HBc ve anti-HBs incelemeleri sonuçlarına göre Hepatit B aşısı uygulanabilir.

HEPATİT C ENFEKSİYONU

HCV’nin temel bulaş yolu parenteraldir. Ancak nadir de olsa yüksek riskli cinsel davranışlarla da bulaş görülebilir. İnkübasyon süresi 6-8 haftadır. Enfeksiyon çoğu kez herhangi bir belirti vermeden geçirilir. Akut hastalıktan iyileşen olgularda virüs vücuttan temizlenir. Ancak Hepatit C’nin % 50-80’i kronikleşir. Kronik hastalarda tek bulgu halsizliktir. Kronik HCV düşünülen hastalarda anti-HCV bakılır. Anti-HCV’si pozitif bulunan olgularda aktif veya geçirilmiş enfeksiyonu tanımlamak için HCV-RNA bakılmalıdır. HCV’nin korunma amacıyla kullanılabilecek bir aşısı yoktur.